|
SON DAKİKA
Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen in Genel Kurul KonuşmasıSayın Başkan, Değerli Milletvekilleri; 2012 Bütçe Kanunu, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Kamu İhale Kurumu bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi grubu adına söz almış bulunmaktayım, genel kurulu ve Yüce Türk Milletini saygıyla selamlıyorum.
Sayın Milletvekilleri;Bilindiği üzere Milliyetçi Hareket Partisinin de ortağı olduğu 57.Hükümetçe 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri kanunu 2002 yılında kabul edildi.Kanunun 53.maddesi ile geçici 1 ve 5.maddeleri yayımı tarihinde, diğer maddeleri 01 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun yayınlandığında ve 53.maddeyle kurulun oluşturulduğu tarihte 57. hükümet iktidardı. 2002 seçimleriyle AKP tarafından oluşturulan 58.hükümetin ilk çalışması yürürlüğe girmek üzere olan 4734 sayılı Kanunun”…uygulanmasının ne kadar zor olduğu, ihale yapmayı zorlaştırıldığı, kanunun hükümetlerinin hızına uymadığı, belediyelerin iş yapamayacağı…”şeklindeki açıklamalarıyla basın yoluyla kamuoyu oluşturularak, bunun sonucunda kanunun yürürlük tarihinin en azından bir yıl ertelenmesinin sağlamaktı. Ancak o günkü şartlar ve uluslar arası kuruluşların direnç göstermesiyle mecburen kanunun yürürlüğe girmesine rıza gösterilmiştir. O tarihlerde kimse hükümetin bu tavrına pek anlam verememiş, ancak ilerleyen dönemlerde uygulamaları görünce gerçek niyetin ne olduğu anlaşılabilmiştir. Kanunun yürürlüğe girmesinden önce, Ankara Büyükşehir Belediyesi gibi bazı “uyanık” idareler “..Kanunun yürürlük tarihinden önce ilana çıkarılan ihaleler eski usule göre tamamlanır..”hükmünü kullanarak yüzlerce ihaleyi bir anda, kanunun yürürlük tarihinden önce ilan etmişler, 4734 sayılı kanundan kaçarak bildikleri yöntemle ihale yapmışlardır. Sayın milletvekilleri; AKP Hükümeti ile 4734 sayılı kanunun mücadelesi Kasım 2002 tarihinden bugüne kadar devam etmektedir. İş yapamayınca “..Kanunun uygulaması çok zordur, şikayet süresi çok uzundur..”gibi mazeretlerle Kanunu ve Kurumu suçlamak en sık kullanılan yöntemdir. Ancak esas niyet, istedikleri ihaleyi istediklerine vererek, kendi yandaş sermayelerini oluşturmaktır. Bu serüven ve mücadelenin seyri dikkatlice takip edildiğinde, kanunun başına gelmeyenin kalmadığı, istedikleri sonucu elde edebilmek için tam 20 kez değişiklikler yapıldığı görülmüş, her seferinde istisna getirilmek suretiyle Kanunun 3.maddesini oluşturan “istisnalar” bölümünde “r” bendine kadar gelinerek, adeta ihale yapmak istisna haline getirilmiştir. Bu hızla gidilirse alfabedeki harfler AKP Hükümetine yetmeyecektir. Spordan kültüre, fakirlere kömür dağıtılmasından, tanık korumasına, Devlet Malzeme Ofisi’nin alımlarına kadar akla hayale gelmeyecek her alana istisna getirmek suretiyle istedikleri gibi sorgusuz sualsiz ihale yapabilmenin yollarını açmışlardır. Bu kanunun başına gelenler herhalde başka hiçbir Kanunun başına gelmemiştir. Kurulduğu tarihten itibaren yazılı ve görsel medyada yer alan ihale yolsuzluklarını resen, gelen itiraz ve şikâyetleri, dosyanın tamamı üzerinden inceleyen Kamu İhale Kurumu’nun bu yetkileri elinden alınarak sadece şikayetle ilgili sınırlı inceleme yapılması sağlanarak kurum etkisiz hale getirilmiştir. Son Kanun Hükmünde Kararname ile Kanunun yapısını ve işleyişini düzenleyen 53.maddesinde önemli değişiklikler yapılmıştır. 53.maddenin yeni haline göre; Kurumun karar organı Maliye Bakanı’nın teklifi ile Bakanlar Kurulunca, bürokratlardan atanan 9 üyeden oluşmaktadır. Kurul Başkanı Kurumunda başkanıdır. Eski halinde yine Bakanlar Kurulunca atanan 10 üye’nin 6’sı Bakanlıkların kontenjanlarından, 2’si Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu ile birer üye Danıştay ve Sayıştay kontenjanlarından oluşuyordu. 53.maddenin eski şekliyle, Kanunun kuruma ve kurula getirmek istediği idari ve mali özerklik, kararlarında şeffaf ve siyasi otoritenin baskısından uzak, sektörün hem idare, hem istekli tarafını tanıyan, onların sıkıntılarını da kurul da dile getirebilen bir yapıda olduğu muhakkaktır. Yapılan değişiklikle Kamu İhale Kurumu ve özellikle Kurul, tamamen hükümetin kontrolüne ve etki alanına sokulmuş, siyasi iktidarın güdümünde, aynı zamanda Maliye Bakanlığı’na bağlı sıradan bir Daire Başkanlığı haline getirilmiştir. Kanunun eski halinde kurul üyeleri bir kez seçilebilmekteydi. Bir daha seçilemeyeceğini bilen kurul üyesi karar verme mekanizmasında daha objektif davranabilmekteydi. Yapılan değişiklikle “Bir üye bir defadan fazla seçilebilir” hükmü getirilmiştir. Bu haliyle üyelerin bürokratlardan oluştuğu da dikkate alındığında kurul üyesi görev süresinin bitiminde tekrar atanabilmek için hükümetle ilişkilerini daha yakın yürütecek, kararlarında objektiflikten uzaklaşacak, hukuka göre değil, iktidarın isteklerine göre karar verecektir. 57. Hükümet tarafından çıkarılan 4734 sayılı Kanunun sadece adı kalmış, ihale konusunda otorite olması beklenilen, piyasayı düzenleyici olması beklenen kurum, verdiği kararlarla kimsesizlerin umudu olmaktan çıkmış, hak arayanların hakkını koruyacak yapıdan tamamen uzaklaştırılarak etkisiz, verimsiz ve karmaşık hale getirilerek, sektördeki insanların kuruma kızgınlıkla ve şüpheyle bakar hale gelmesi sağlanmıştır. Kanuna göre boşalan üyeliklere 1 ay içerisinde atama yapılır hükmüne rağmen boş olan Kurum Başkanlığı ve bir üyelik kadrosuna 8 ayı aşkın süredir Hükümet atama yapmamıştır. Kurum Başkanlığı görevi de bu süre zarfında vekâletle yürütülmektedir. İşçi, memur, emekli, çiftçi ve esnafa kaynak yetersizliğinden dolayı gerekli desteği vermeyen AKP hükümeti Kamu İhale Kurumu’nun aylık 200 bin lira civarında bedelle bina kiralamasına göz yummaktadır. Gelelim Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na; Sayın Başkan; Değerli Milletvekilleri; Türkiye’de özelleştirme uygulamaları ilk defa 2983 sayılı kanun ile 1984 yılında başlatılmış ve 27 yıldır devam etmektedir. Yapılması gerektiğine inandığımız özelleştirmeler olduğu gibi, doğuracağı sonuçları önceden belli bazı özelleştirmelere de karşı çıktığımız aşikârdır. Devletin ekonomide bir oyuncu olarak değil, bir denetçi olması gerektiği anlayışına katılmakla beraber, Cumhuriyetimizin ilk yıllarında üretim ve sanayileşmenin can damarları olan, fakat şimdilerde birer kambur olarak görülen KİT’lerin stratejik önemi olanlarının satılması yerine iyileştirilmesi daha iyi olacaktır. Kamu İhale Kurumu ve Kanununu bu hale getiren AKP iktidarlarının adil ve usulüne uygun özelleştirme yapmasını beklemek pek doğru olmasa gerek. Özelleştirmenin ilk ortaya çıkış felsefesi de “var olan sermayenin tabana yayılması” hususunun AKP tarafından göz ardı edildiği blok satışlarda görülmüş, yapılan bu satışların bir kısmı usulsüzlük ve yolsuzluk gerekçesiyle ilgili mahkemelerce iptal edilmiş, daha sonra kamuoyu baskısıyla yeniden düzenlenmiş, tekrar çıkılan ihalelerde ilk ihale bedellerinin 3-5 katına satışlar olmuştur. Ekonomik olarak varlığını sürdürmekte olan KİT’lerin satışı ile ekonomiye tekrar verimli bir şekilde kazandırılması hususu ihmal edilebilir. Fakat karlı ve çoğunlukla “tekel” konumunda olan kurumlarda, mesela Türk Telekom, Enerji Dağıtım Şirketleri gibi kuruluşlarda kesinlikle ihmal edilmemeliydi. Özelleştirme yapılırken vatandaşların ucuz mal ve hizmet temini sağlanamamıştır. Bir örnek vermek gerekirse Telekom’un özelleştirilmesiyle ucuzlaması gereken telefon ve internet kullanımı ucuzlamamış, halen Japonya’da aylık 1 dolar, Avrupa ülkelerinde ise birkaç dolar olan internet hizmeti ülkemizde aylık 30 dolara satın alınabilmektedir. Enerji özelleştirmeleri ile birlikte enerji dağıtım şirketlerinin devrinden sonra, satın şirketlerin faturalara yansıttığı, fatura bedellerinin %25 ine ulaşan “kayıp ve kaçak kullanım, kapattırma bedellerinin” borcunu ödeyenlerden tahsil edilmesi haksızlıktır. Bu haksızlığı gidermek hükümetin görevidir. Yanlış özelleştirmeye bir örnek vermek gerekirse seçim bölgem olan Tekirdağ ilinde Tekelin 292 milyon dolara özelleştirilmesini takiben satın alan şirket hiçbir yatırım yapmadan sayın başbakanın eski danışmanı Cüneyt Zapsu’nun danışmanlığını yaptığı Amerikan şirketine 900 milyon dolara devretmiş, bu satıştan 600 milyon dolar kazanmıştır. Satın alan şirketin bağcılık yapan çiftçinin ürününü satın almaması sebebiyle dünyanın en kaliteli Üzümlerinin yetiştiği Tekirdağ ilinde Tekelin satışından önce İl Tarım müdürlüğü verilerine göre 71bin dekar olan üzüm bağları 42bin dekara düşmüştür. Tekel sigara fabrikalarının özelleştirilmesiyle yüzlerce çalışan ücret konusunda mağdur edilmiş, günlerce Ankara’da direniş yaptıkları halde hükümet tarafından görmezden gelinmiş ve kötü kaderlerine razı olmak zorunda bırakılmışlardır. Sayın başkan Değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak 2012 bütçesine ret oyu vereceğimizi bildirir saygılar sunarım. Yükleniyor...
İLGİLİ HABERLER
|
|